Türk insanı mutsuz bakar derler. Yaşam standartlarının düşük olması, geçim derdi; belki de neredeyse kanun sayılan gelenek görenekler yüzünden hayattan zevk almayı engelleyen. Çok çalışanın az, az çalışanın çok kazandığı düzenden dolayı hayata küsmüş belki de. Ona bahşedilen süreyi doldurmak için yaşıyor. Ha tabii bir de hasbelkader sahip olduğu çocuklarına iyi sayılabilecek bir hayat sunmak için. Onun iyi diye koyduğu hedef bazıları için skalaya bile giremezken bozmamaya çalışıyor moralini, şevkini kırmamaya çalışıyor ama bir yerden patlak veriyor, mutsuz bakıyor işte. Sakine Abla hariç.

Reşitpaşa'da oturuyor Sakine Abla. 40 yaşlarında duruyor. Biraz kilolu. Düzenli bir işi yok. Evlere temizliğe gidiyor. Bir de arkadaşı Emine'ye vekaleten Maslak'taki ofise geliyor arada bir. Ofis temizlik & mutfak sorumlusu olarak.

Sakine Abla'nın giyim tarzı pek değişken değil. Hep giydiği uzun bir kot eteği var. Üzerine geçirdiği bir bluz ve öylesine başına sardığı bir başörtüsü. Ama şeytan ayrıntılarda gizlidir; Michael Kors kılıfında sakladığı bir iPhone'u da var. "Ferahevler'deki cumartesi pazarından aldıydı, 5 liraya."

Günaydın derken yargılamıyor sizi Sakine Abla. Ofisteki kızın kısa eteği ve kırmızı ruju için sekreterle dedikodu yapmıyor. "Bebişim bugün de pek şıksın" diyor. Karşısındakinin güzelliğinden güzellik çıkarmaya çalışıyor kendine, haset değil. Mutluluğun paylaştıkça arttığının farkında. Ve asla yapmacık değil. Hatta yer yer "kankaların iltifatlarından bile daha gerçek". Dedik ya haset yok burada. Ego savaşları, onun için çok anlamsız. Ertesi gün arkadaşı Emine'nin yerine vekaletten gelmeyeceği günlerde "Hayat kısa bebeğim, ben bugün varım yarın yokum" diye espri yapması bile hafifletiyor sizi. Aslında ertesi gün çok sevdiği tulumba tatlısını alacak parası olmayabileceğini dikkate alarak dinleyince ağırlaşıyorsunuz. Ya da masraf olmasın diye erteleyeceği tulumba tatlısından daha önemli şeyler olduğunu düşününce… Oradan uzaklaşıp masanıza gidesiniz geliyor. Hatta koşarak uzaklaşasınız. Zira Sakine Abla'nın alt metinde verdiği dersle yüzleşmek istemiyorsunuz. Çünkü bu oldukça gerçek bir ders. Sağlık Bakanlığı'nın kamu spotları gibi değil. En vurucu sahnesinde seyircide balyoz etkisi yaratarak mesajını veren filmler gibi.

İkinci şoku ise Sakine Abla'nın 87'li olduğunu öğrendiğiniz an yaşıyorsunuz. Ofis ortalamasının altında, evet. Hayat yorgunluğu denen şey bu derece somut mu? İlk bakışta görülebilir mi? Sakine Abla örneği için evet. Abla değil pardon. Sakine. Garip durdu değil mi? Sizin kabullenmekte zorlandığınız şey onun hayatının ta kendisi. Ve belki de nice "Abla"nın.

Sakine hayatının bundan sonraki döneminde şuana kadar yaptıklarından çok da farklı bir şey yapmayacak. Çocuklarını büyütmeye devam edecek, "Büyüğün" öğretmen olmasını temenni edecek; ileride hem kocasına, hem çocuklarına hem de ev işlerine zamanı kalsın diye. "Oğlan da doktor olaydı iyiydi" diye iç geçirecek, "veyahut avukat". Kocasına aşık mı, emin olmayacak; aşkın kendisini bildiğinden emin olmadığı gibi. Yaşayacaklar işte bir yastıkta. Beraber göğüs gerecekler hayata. Paylaşacaklar. Bazen çocukların okul masraflarını, bazen diğer günlerden biraz daha farklı olsun diye uğraşılan bir yılbaşı akşamını, bazen unutulmuş bir evlilik yıldönümünü…